Muhsin Yazıcı

Atatürkün Liderlik Sırları

       Atatürk’ün Liderlik Sırları       

       Türk Tarih Kurumu’ndan Prof. Dr. Hikmet Özdemir Atatürk’ün liderlik sırlarını kitap haline getirdi. Kitapta Atatürk’ün liderlik sırları 12 başlık altında şöyle sıralanıyor:       

Başkent Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Mehmet HaberalAtatürk’ün Liderlik Sırları” adlı kitaba yazdığı sunuşta kitabı “Atatürk’ün liderlik özellikleriyle insan özelliklerinin birliğini anlamamız bakımından bütünlüklü bir çalışma” olarak niteledi. Kitapta Atatürk’ün liderlik sırları 12 başlık altında şöyle sıralanıyor:

1)     Çalışkan akılcı ve cesur olmak

2)     Vatanına ve ulusuna kendini adamak (idealist olmak)
Devamı…

Mustafa Kemal Atatürkün Liderlik Özellikleri

       MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN LİDERLİK ÖZELLİKLERİ    

  PROBLEM ÇÖZÜCÜ OLMA Mustafa Kemal Atatürk Dedi ki:     

” Zorlukları çözen kimse olmak isteyenlerin ilk yapacakları, olayların içyüzünü bilip, ona uymak olmalıdır.” 

” Biz teori ve laf yerine, is yapmayı tercih ettik.” 

” Simdi sözden ziyade is zamanıdır. Artik benim için söz söylemeye ihtiyaç kalmadi kanaatindeyim. Bundan sonra bizim için faaliyet, hareket ve yürümek lazımdır.” 
 

“Başladığım isi bitirmeliyim.” 

“Tatbik eden, icra eden, karar verenden daima daha kuvvetlidir.” 
Mustafa Kemal’den Atatürk’ten Alınacak Dersler :

       *Ele aldığınız konuyu iyice gözden geçirip, onu bütün olasılıkları içinde inceleyin ve en saklı köselerine kadar aydınlatmaya çalısın. Bir problemle uğraşmak, hiç ara vermeden o konuyu düşünmek demektir.
Devamı…

Yaşlı Adam Ve Gürültücü Öğrenciler

 Günün Öyküsü: Yaşlı Adam Ve Gürültücü Öğrenciler

Yaşlı bir adam emekli olduktan sonra bir lisenin yanında küçük bir ev aldı. Emekliliğinin ilk bir kaç haftasını huzur içinde geçirdi ama ders yılı başlayınca huzuru kaçtı.

Okulların açıldığı ilk günden başlayarak öğrenciler, dersten çıkar çıkmaz yollarının üzerindeki her çöp bidonunu tekmeliyorlar, anlamsız sesler çıkararak bağırıp, çağırıyorlar, dayanılmaz gürültüler yapıyorlardı.

Çocukların gürültülerinin dinmek tükenmek bilmeyeceğini anlayan yaşlı adam, bu işe bir son verebilmek için kurnazca bir çözüm buldu. Ertesi gün çocuklar öğrenciler okuldan çıkıp, yine dayanılmaz gürültüler yaparak evinin önünden geçerken yaşlı adam dışarı çıktı, onlara bir öneride bulundu.

 –“Siz hepiniz çok tatlı çocuklarsınız, çok da eğleniyorsunuz” dedi.

-“Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yaşındayken aynı biçimde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım. Siz bana gençliğimi anımsatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve gürültü yaparsanız size her gün bir dolar veririm. Kabul mü?.”

Bu öneri çocukların çok hoşuna gitti. Her gün hem eğleniyorlar, hem bol bol gürültü yapıyorlar, hem de bir dolar para kazanıyorlardı.

Bu durum bir hafta bu biçimde sürdükten sonra bir gün yaşlı adam çocukları yine durdurdu ve onlara kısa bir açıklama yaptı:

“Çocuklar, yaşam pahalılığı, enflasyon beni de etkilemeye başladı” dedi. “Bugünden sonra size ancak elli sent verebileceğim. Beni anlayışla karşılayacağınızı umarım.”

Bu durumdan pek hoşlanmamalarına karşın çocuklar yaşlı adama anlayış gösterdiler ve günlük gürültülerini elli sent karşıladığında yapmayı kabul ettiler. Aradan birkaç gün daha geçtikten sonra yaşlı adam bir gün çocukları yine durdurdu ve onlara bir durum açıklaması daha yapmak zorunda kaldığını bildirdi:

“Bakın, bizim emekli paralarını gününde ödemiyorlar” dedi.

“Durumum biraz sıkışık… Üzülerek söylüyorum ama yapabileceğim başka bir şey yok… Bundan sonra size ancak yirmileş sent verebileceğim… Tamam mı?..  Anlaştık mı?”

Yaşlı adamın bu son önerisi, çocukların hiç de hoşuna gitmedi.

-“Olanaksız bayım” dedi içlerinden biri.

-“Günde yirmi beş sent için bu işi yapacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Kusura bakmayın ama biz işi bırakıyoruz.”

www.muhsinyazici.com

Günün Öyküsü: Yarışı Bırakmayın

 Günün Öyküsü: Yarışı Bırakmayın

Hayat uzun bir koşudur. Her adımda yeni bir başlangıç yapabileceğimiz bir koşu.

Bu uzun koşuya hayat maratonu adını da verebiliriz. Maraton ismi eski Yunan”da Maraton meydanında Ispartalıların ve Yunanlıların yaptığı savaştan gelir. Savaş meydanının Atina”ya uzaklığı 42 kilometredir.

Meydanda savaş başladığında Atina”ya haber vermesi için bir kişi yollanır. O koşarak Atina”ya gider, haberi zamanında ulaştırır, fakat ölür. Bu uzaklık daha sonra maraton yarışları için kullanılan mesafe olur.              

Maraton yarışı stratejik bir yarıştır. Yarışa başlarken öne geçmenin bir önemi yoktur. Çünkü yarış uzundur. Yarışın en kritik noktası 20 ile 25. kilometre arasıdır. 20 kilometreden sonra yarışçının kaslarında şiddetli ağrılar başlar.

Ağrılar 25. kilometreye kadar artarak devam eder. 25. kilometre kritiktir. Kendinizi iyi ayarlar ve 25. kilometreyi geçmeyi başarırsanız yarışı bitirebilirsiniz. Bu yarışta 26. kilometre aslında yeni bir başlangıçtır. Önemli olan yeni bir başlangıç için vazgeçmemektir.
 

ÖSS”de milyonlarca adayın yarıştığı bir maratonu andırır. Bu maratonun kritik noktası şubat ayı ile başlar nisan ayının sonlarına kadar sürer. Şubat ayına kadar öğrencilerin çoğunun çalışmaları düzenli ve sınavı kazanmaya yöneliktir.

Bu aydan itibaren maratondan kopmalar başlar. Bazı adaylar sınavı kazanamayacaklarını düşünerek yeni bir başlangıç yapmak yerine başladıkları yarışı bitirmeyi tercih ederler. Oysa bu maratonda her zaman yeni bir başlangıç yapabilirsiniz.

Yeter ki başarılı olacağınıza dair inancınızı kaybetmeyin.

www.muhsinyazici.com

Uyuşturucu İle Yaşamak -Devam


(UYUŞTURUCU İLE YAŞAMAK Yazısının Devamı)
       Günlerden bir gün aynı arsadayız,

O zamanlar çok sevdiğim ama bana yaptığı zararları sonradan anladığım arkadaşımın biri çok heyecanlı geldi yanımıza ve? Bakın bende ne var? Dedi, hep birlikte baktık biraz koyu yeşil siyaha yakın bir renkte naylon gibi bir şeye sarılı tanımadığım bir maddeydi, ilk kez gördüm ama defalarca ismini duymuştum.
Devamı…

Günün Öyküsü: Tebessüm

 Günün Öyküsü: Tebessüm

Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazdı, yolladı

Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantada garsona yüklü bir bahşiş bıraktı. 

Garson, ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu. Akşam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.  

Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki… İki gündür boğazından aşağı lokma geçmemişti. Karnını iki günden beri ilk defa doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi. 

Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha kadar koşuşturdu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı. Bir yangın başlıyordu. Dumanı koklayan köpek öyle havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman kalktı.   

Anneler, babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar. 

Bütün bunların hepsi, bir TEBESSÜM’ ÜN sonucuydu

www.muhsinyazici.com

Talih mi Talihsizlik mi?

 Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi?

Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş.

Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş.

Çok fakirmiş…

       Ama çok güzel beyaz bir atı varmış.

       Kral bu ata göz koymuş.

       Aracılar göndermiş.

Devamı…

Sevginin Bedeli

Günün Öyküsü: Sevginin Bedeli

Küçük oğlu annesine geldi ve ona kâğıdı uzattı. Annesi ellerini önlüğüne kuruladıktan sonra kâğıdı okumaya başladı;

Çimleri biçtiğim için 5 dolar 

Odamı temizlediğim için 1 dolar 

Alışverişe gittiğim için 50 sent 
 

       Küçük kardeşime baktığım için 25 sent

      Çöpü attığım için 1 dolar

       İyi bir karne getirdiğim için 5 dolar

       Bahçeyi temizlediğim için 2 dolar

       Toplam borç 14 dolar, 75 sent

       Anne, umutla kendisine bakan oğlunun elinden kağıdı aldı ve kağıdın arka yüzüne şunları yazdı;

       Seni 9 ay karnımda taşıdım BEDAVA

       Hasta olduğunda başında bekledim, elimden geleni yaptım, senin için dua ettim BEDAVA

       Yıllar boyu değişik nedenlerle senin için gözyaşı döktüm BEDAVA

       Senin için geceler kaygı duyup, uykusuz kaldım BEDAVA

       Oyuncaklarını topladım, yemeğini hazırladım giysilerini yıkadım, ütüledim

       BEDAVA YAVRUM

ve bunların hepsini topladığın zaman gerçek sevginin bedelinin olmadığını görürsün, bedavadır çünkü…  

Oğul annenin yazdıklarını okuyunca gözleri doldu.

Annesine baktı, “Anneciğim seni seviyorum” dedi ve kalemi alarak bu kağıda

“HEPSİ ÖDENMİŞTİR” yazdı

www.muhsinyazici.com

Satranç

 Günün öyküsü: Satranç

Bir Gürcü köylüsü St. Petersburg uluslararası satranç turnuvasını (1909 ya da 1914 yılındaki) izleme şansını elde eder. Kongre sarayında oynayan büyük ustaları (GM) hayranlıkla izler. Seyrettiği turda diyagramdaki konumda beyaz taşlarla oynayan GM durumu umutsuz görerek partiyi terk eder. Devamı…

Ruhumuzu Bekleyelim

 Günün Öyküsü: Ruhumuzu Bekleyelim

İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yeli rehberle yola koyuluyor.

Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar.

Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar. Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyuluyorlar, sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar.        

Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor:

– “Hiç anlayamadım, niye yolun ortasında oturup saatlerce yok yere bekledik?”

Yaşlı rehberin yanıt o kadar güzel ki:

– “Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik…”

Niye içimiz de hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığımızı, niye mutlu olmayı beceremediğimizi, niye kendimiz olmayı başaramadığımızı ve “niye” ile başlayan daha bir dolu sorunun yanıtını açıkça veriyor.          

Inkalar’ın yaşlı torunu. Çünkü kimilerimiz bu aptal yaşam içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kalıyor, hatta onu nerelerde unuttuğumuzu bile hatırlayamıyoruz. …        

Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki çok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız. Evet, kimi zaman bunlara sahip oluyoruz ama ruhumuz yanımızda olmadan…

Not: Ruhlarını ve umutlarını yitirenler herşeyini yitirmiş demektir.

www.muhsinyazici.com

Paranın Değeri

 Günün Öyküsü: Paranın Değeri

Cimri, tüm mal varlığından emin olmak için her şeyini satar ve altına çevirir.

Altınlarını yer altına gömüp ara sıra ziyaret ederek inceler. Bu hareketi işçilerinden birinin dikkatini çeker ve orada bir hazine olduğundan kuşkulanır.

Efendisinin sırtı dönükken o noktaya gider ve altını çalar. Cimri dönünce altının yerinde yeller estiğini görür, ağlayarak saçını başını yolar. Onu böyle perişan gören komşusu nedenini öğrenince şöyle der:  

“Kendini üzme artık, bir tas alıp aynı çukura koy ve o taşın altınların olduğunu düşün. Çünkü kullanmayı hiç düşünmediğine göre tas da aynı işi görecektir.” 
      

Paranın değeri sahip olmakta değil, kullanmaktadır.

Not: Para herşeyi yapar diyen, para için herşeyi yaparmış.

“Ezop Masalları”ndan

www.muhsinyazici.com

Öpücük Kutusu

 Günün Öyküsü: Öpücük Kutusu

Çoğu zaman pek çok şeyi çocuklardan öğreniriz.

Bir süre önce, bir arkadaşım, 3 yaşındaki kızını, bir rulo altın renkli kaplama kâğıdını ziyan ettiği için cezalandırmıştı. 

Durumları iyi değildi ve kızının kâğıtları, ağacın altına koyacağı bir kutuyu süslemeye harcaması onu çok sinirlendirmişti. 

       Buna rağmen, küçük kız, ertesi sabah hediyeyi babasına getirdi ve

       “Bu senin için babacığım” dedi.

       Arkadaşım, gösterdiği tepki için kendini suçlu hissetti, ama kutunun boş olduğunu görünce için için sinirlenmekten de kendini alamadı.

       Kızına bağırdı:

       Birine bir hediye verdiğin zaman içinin dolu olması gerektiğini bilmiyor musun?” “

       Küçük kız babasına yaşlı gözlerle baktı ve şöyle dedi:

       Ama babacığım, kutu boş değil ki. Ben kutunun içine öpücüklerimi üflemiştim. Hepsi senin için babacığım.” “

       Babanın içi paramparça olmuştu. Kızını kucakladı ve onu affetmesi için yalvardı.

       Arkadaşım bu altın renkli kutuyu yatağının başucunda yıllarca sakladığını anlattı bana.

       Ne zaman cesaretini kaybetse, kutunun içinden hayali bir öpücük çıkarıyor ve onu oraya koyan çocuğunun sevgisini hatırlıyordu.

       Gerçek anlamda bakmak gerekirse, her birimiz arkadaşlarımız ve ailelerimiz tarafından bize sunulan karşılıksız sevgi ve öpücüklerle dolu altın renkli kutulara sahibiz.

       Dünyada sahip olabileceğimiz daha değerli bir şey olamaz.

www.muhsinyazici.com 

Ona Elini Uzat

 Günün Öyküsü: Ona Elini Uzat

Kuzey İran’da adamın biri bataklığa düşmüş. Vücudunun bataklığa saplanmasına karşın başı henüz batmamış. Bütün gücüyle bağırarak yardım istiyormuş. 

Yalvarışlarını duyan birisi zavallı adama yardım etmeye karar vermiş ve:

– “Elini bana uzat, seni bataklıktan kurtaracağım.” diye seslenmiş.

Fakat çamura iyice saplanan adam yardım için yalvarmanın dışında kendine yardım edilebilmesi için bir şey yapamıyormuş.

Bu arada yardım edecek adam birkaç defa daha:

– “Elini bana uzat” diye seslenmiş.        

Fakat her seferinde aldığı yanıt, yardım için perişan bir seslenişmiş. Tam bu sırada birisi ortaya çıkmış ve:

-“Görmüyor musunuz? Sana elini asla uzatamayacak. Sen elini ona uzatmalısın. Ancak o zaman onu kurtarabilirsin.” demiş.

Kırlangıç Hikâyesi

 Günün Öyküsü: Kırlangıç Hikayesi

“Kırlangıcın biri bir gün bir adama âşık olmuş

Her gün pencerenin önüne gelir onu izlermiş.

Bir gün bütün cesaretini toplamış ve adama hey adam ben seni seviyorum uzun zamandır. Seni izliyorum demiş. Adam saçmalama sen bir kuşsun ben ise bir insan durduk yere sende nereden çıktın diye bunu içeri almamış.

Pencerenin önünden kovalamış. Kırlangıç yine gelmiş. Tamam seni hiç rahatsız etmeyeceğim demiş. Sadece çok iyi dost olalım demiş.

Adam yine kabul etmemiş ve kovalamış. Kırlangıç tekrar gelmiş bak demiş hava çok soğuk seninle çok iyi arkadaş olalım beni içeri al soğukta donacağım demiş.

Sıcak ülkelere göç etmek zorunda kalıcam. Lütfen beni içeri al demiş adam yine almamış.

Kırlangıç çok üzgün bir şekilde başını önüne eğmiş ve gitmiş. Aradan çok zaman geçmiş.

Adam pişman olmuş. Yaz gelmiş diğer kırlangıçlara sormaya başlamış ama gören olmamış sonunda danışma ve bilgi almak için bilge bir kişiye gitmiş olanları anlatmış.        

Bilge kişi demiş ki kırlangıçların ömrü altı aydır. Hayatta bazı fırsatlar vardır sadece bir kez elinize geçer değerlendiremezseniz. Uçup gider.

Hayatta bazı insanlar vardır sadece bir kez karşınıza çıkar değerini bilmezseniz kaçıp gider ve asla geri gelmez. Dikkatli olun farkında olun ve bir düşün bakalım acaba sen farkında olmadan bugüne kadar kaç kırlangıç kovaladın.”

www.muhsinyazici.com

Kimden Öğrendin Paylaşmayı

 Günün Öyküsü: Kimden Öğrendin Paylaşmayı

ASLAN, ÇAKAL VE TİLKİ ÜÇLÜSÜ AVA GİDER.
BİR TANE YABAN ÖKÜZÜ,
BİR TANE YABAN KEÇİSİ,
BİR TANE DE YABAN KAZI YAKALARLAR.
SIRA BU AVLARI PAYLAŞTIRMAYA GELİR.
ASLAN, ÇAKALA YÖNELEREK,
EVET ÇAKAL KARDEŞ ŞU AVLARI BİR PAYLAŞTIR DER.
ÇAKAL DA BAŞLAMIŞ PAY ETMEYE:
YABAN ÖKÜZÜ SİZİN OLSUN,
YABAN KEÇİSİ BENİM,
YABAN KAZI DA TİLKİ KARDEŞİN DER.
ASLAN, KÜKREYEREK: BİRE DENSİZ,
BU NE BİÇİM PAYLAŞTIRMA DİYEREK
PENÇESİYLE ÇAKAL’I YERE SERER.
EVET TİLKİ KARDEŞ DER ASLAN,
İKİMİZ KALDIK, ŞU AVLARI PAYLAŞTIR BAKAYIM DER.
TİLKİ, DERHAL KRALIM DER.
YABAN KAZI SABAH KAHVALTINIZ,
YABAN KEÇİSİ ÖĞLE YEMEĞİNİZ,
YABA ÖKÜZÜ DE AKŞAM YEMEĞİNİZ.
AFİYETLE YİYİN KRALIM DER.
ASLAN ŞÖYLE BİR GERİLİR ,
BIYIK ALTINDAN BİR GÜLÜMSER.
BİRE TİLKİ KARDEŞ DER;
SEN BÖYLE ADİLANE PAYLAŞTIRMAYI KİMDEN ÖĞRENDİN?
TİLKİ DE; AHA ŞU YERDE YATAN DENSİZDEN DER.
www.muhsinyazici.com


 

Kenar Mahalle


Bir profesör sosyoloji sınıfındaki öğrencilerini Baltimore şehrinin kenar mahallelerine göndermiş ve o bölgede yaşayan 200 erkek çocuğunun durumlarını araştırmaları ve her bir çocuğun geleceği hakkında bir değerlendirme yapmalarını istemişti.

Öğrenciler hemen hepsi bu çocukların gelecekte hiçbir şanslarının olmadığını dile getirmişlerdir.
Devamı…

Karayı Görebilseydim


4 Temmuz 1952 günü 34 yasında bir kadın

Pasifik Okyanusu’na dalarak, Catalina adasından, 21 mil batısında kalan Kaliforniya”ya doğru yüzmeye başladı.

Eğer basarîli olursa, bunu yapan ilk kadın olacaktı. Adi Flörence Chadwick olan bu yüzücü, Mans Denizi’ni her iki yönde gecen ilk kadındı. O sabah su, vücudu uyuşturacak kadar soğuktu ve sis o kadar yoğundu ki, beraberindeki tekneleri güçlükle seçebiliyordu.

Devamı…

Hintli Usta Ve Çırağı


Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikâyet etmesinden bıkmıştı.

Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı. “Tadı nasıl?” diye soran yaşlı adama öfkeyle “acı” diye cevap verdi. 

Devamı…

Hindistan’da Bir Ressam Varmış


Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış…
Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş…

Ve onu “Renklerin Ustası” anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da;
kısaca Ranga Guru derlermiş… 
Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru’ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş… 
  Devamı…

Hindistan Bir Sucu


Hindistan’da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış.

Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş.

Devamı…

Hindistan Bir Sucu

       Hindistan Bir Sucu       Hindistan’da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilirmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş. İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş.        “Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum.”        “Neden?.” Diye sormuş sucu. “Niye utanç duyuyorsun?” Kova cevap vermiş.        “Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun.” Sucu şöyle demiş:         “Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri fark etmeni istiyorum.” Gerçekten de tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanın bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş. Sucu kovaya sormuş:        “Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi?… Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın, o evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı.”        Hepimizin kendimize özgü kusurları vardır. Hepimiz aslında çatlak kovalarız. Tanrı’nın büyük planında hiçbir şey ziyan edilmez. Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin. Kusurlarınızda gerçek gücünüzü bulduğunuzu bilirseniz eğer, siz de güzelliklere sebep olabilirsiniz.

Her Şeyde Bir Hayır Vardır


İki melek yeryüzünü dolaşmaya çıkmışlar. Tabii insan kılığında. Akşam olmuş. Kentin en zengin semtinde lüks bir villanın kapısını Tanrı misafiri olarak çalmışlar. Ev sahipleri somurtarak buyur etmişler onları.

Yemek falan teklif etmemişler. Sıcacık misafir odaları yerine, buz gibi ve nemli bodruma iki şilte atıp;

Devamı…