Muhsin Yazıcı

Satranç

 Günün öyküsü: Satranç

Bir Gürcü köylüsü St. Petersburg uluslararası satranç turnuvasını (1909 ya da 1914 yılındaki) izleme şansını elde eder. Kongre sarayında oynayan büyük ustaları (GM) hayranlıkla izler. Seyrettiği turda diyagramdaki konumda beyaz taşlarla oynayan GM durumu umutsuz görerek partiyi terk eder. Devamı…

Ruhumuzu Bekleyelim

 Günün Öyküsü: Ruhumuzu Bekleyelim

İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yeli rehberle yola koyuluyor.

Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar.

Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar. Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyuluyorlar, sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar.        

Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor:

– “Hiç anlayamadım, niye yolun ortasında oturup saatlerce yok yere bekledik?”

Yaşlı rehberin yanıt o kadar güzel ki:

– “Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik…”

Niye içimiz de hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığımızı, niye mutlu olmayı beceremediğimizi, niye kendimiz olmayı başaramadığımızı ve “niye” ile başlayan daha bir dolu sorunun yanıtını açıkça veriyor.          

Inkalar’ın yaşlı torunu. Çünkü kimilerimiz bu aptal yaşam içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kalıyor, hatta onu nerelerde unuttuğumuzu bile hatırlayamıyoruz. …        

Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki çok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız. Evet, kimi zaman bunlara sahip oluyoruz ama ruhumuz yanımızda olmadan…

Not: Ruhlarını ve umutlarını yitirenler herşeyini yitirmiş demektir.

www.muhsinyazici.com

Paranın Değeri

 Günün Öyküsü: Paranın Değeri

Cimri, tüm mal varlığından emin olmak için her şeyini satar ve altına çevirir.

Altınlarını yer altına gömüp ara sıra ziyaret ederek inceler. Bu hareketi işçilerinden birinin dikkatini çeker ve orada bir hazine olduğundan kuşkulanır.

Efendisinin sırtı dönükken o noktaya gider ve altını çalar. Cimri dönünce altının yerinde yeller estiğini görür, ağlayarak saçını başını yolar. Onu böyle perişan gören komşusu nedenini öğrenince şöyle der:  

“Kendini üzme artık, bir tas alıp aynı çukura koy ve o taşın altınların olduğunu düşün. Çünkü kullanmayı hiç düşünmediğine göre tas da aynı işi görecektir.” 
      

Paranın değeri sahip olmakta değil, kullanmaktadır.

Not: Para herşeyi yapar diyen, para için herşeyi yaparmış.

“Ezop Masalları”ndan

www.muhsinyazici.com

Öpücük Kutusu

 Günün Öyküsü: Öpücük Kutusu

Çoğu zaman pek çok şeyi çocuklardan öğreniriz.

Bir süre önce, bir arkadaşım, 3 yaşındaki kızını, bir rulo altın renkli kaplama kâğıdını ziyan ettiği için cezalandırmıştı. 

Durumları iyi değildi ve kızının kâğıtları, ağacın altına koyacağı bir kutuyu süslemeye harcaması onu çok sinirlendirmişti. 

       Buna rağmen, küçük kız, ertesi sabah hediyeyi babasına getirdi ve

       “Bu senin için babacığım” dedi.

       Arkadaşım, gösterdiği tepki için kendini suçlu hissetti, ama kutunun boş olduğunu görünce için için sinirlenmekten de kendini alamadı.

       Kızına bağırdı:

       Birine bir hediye verdiğin zaman içinin dolu olması gerektiğini bilmiyor musun?” “

       Küçük kız babasına yaşlı gözlerle baktı ve şöyle dedi:

       Ama babacığım, kutu boş değil ki. Ben kutunun içine öpücüklerimi üflemiştim. Hepsi senin için babacığım.” “

       Babanın içi paramparça olmuştu. Kızını kucakladı ve onu affetmesi için yalvardı.

       Arkadaşım bu altın renkli kutuyu yatağının başucunda yıllarca sakladığını anlattı bana.

       Ne zaman cesaretini kaybetse, kutunun içinden hayali bir öpücük çıkarıyor ve onu oraya koyan çocuğunun sevgisini hatırlıyordu.

       Gerçek anlamda bakmak gerekirse, her birimiz arkadaşlarımız ve ailelerimiz tarafından bize sunulan karşılıksız sevgi ve öpücüklerle dolu altın renkli kutulara sahibiz.

       Dünyada sahip olabileceğimiz daha değerli bir şey olamaz.

www.muhsinyazici.com 

Ona Elini Uzat

 Günün Öyküsü: Ona Elini Uzat

Kuzey İran’da adamın biri bataklığa düşmüş. Vücudunun bataklığa saplanmasına karşın başı henüz batmamış. Bütün gücüyle bağırarak yardım istiyormuş. 

Yalvarışlarını duyan birisi zavallı adama yardım etmeye karar vermiş ve:

– “Elini bana uzat, seni bataklıktan kurtaracağım.” diye seslenmiş.

Fakat çamura iyice saplanan adam yardım için yalvarmanın dışında kendine yardım edilebilmesi için bir şey yapamıyormuş.

Bu arada yardım edecek adam birkaç defa daha:

– “Elini bana uzat” diye seslenmiş.        

Fakat her seferinde aldığı yanıt, yardım için perişan bir seslenişmiş. Tam bu sırada birisi ortaya çıkmış ve:

-“Görmüyor musunuz? Sana elini asla uzatamayacak. Sen elini ona uzatmalısın. Ancak o zaman onu kurtarabilirsin.” demiş.

Kırlangıç Hikâyesi

 Günün Öyküsü: Kırlangıç Hikayesi

“Kırlangıcın biri bir gün bir adama âşık olmuş

Her gün pencerenin önüne gelir onu izlermiş.

Bir gün bütün cesaretini toplamış ve adama hey adam ben seni seviyorum uzun zamandır. Seni izliyorum demiş. Adam saçmalama sen bir kuşsun ben ise bir insan durduk yere sende nereden çıktın diye bunu içeri almamış.

Pencerenin önünden kovalamış. Kırlangıç yine gelmiş. Tamam seni hiç rahatsız etmeyeceğim demiş. Sadece çok iyi dost olalım demiş.

Adam yine kabul etmemiş ve kovalamış. Kırlangıç tekrar gelmiş bak demiş hava çok soğuk seninle çok iyi arkadaş olalım beni içeri al soğukta donacağım demiş.

Sıcak ülkelere göç etmek zorunda kalıcam. Lütfen beni içeri al demiş adam yine almamış.

Kırlangıç çok üzgün bir şekilde başını önüne eğmiş ve gitmiş. Aradan çok zaman geçmiş.

Adam pişman olmuş. Yaz gelmiş diğer kırlangıçlara sormaya başlamış ama gören olmamış sonunda danışma ve bilgi almak için bilge bir kişiye gitmiş olanları anlatmış.        

Bilge kişi demiş ki kırlangıçların ömrü altı aydır. Hayatta bazı fırsatlar vardır sadece bir kez elinize geçer değerlendiremezseniz. Uçup gider.

Hayatta bazı insanlar vardır sadece bir kez karşınıza çıkar değerini bilmezseniz kaçıp gider ve asla geri gelmez. Dikkatli olun farkında olun ve bir düşün bakalım acaba sen farkında olmadan bugüne kadar kaç kırlangıç kovaladın.”

www.muhsinyazici.com

Kimden Öğrendin Paylaşmayı

 Günün Öyküsü: Kimden Öğrendin Paylaşmayı

ASLAN, ÇAKAL VE TİLKİ ÜÇLÜSÜ AVA GİDER.
BİR TANE YABAN ÖKÜZÜ,
BİR TANE YABAN KEÇİSİ,
BİR TANE DE YABAN KAZI YAKALARLAR.
SIRA BU AVLARI PAYLAŞTIRMAYA GELİR.
ASLAN, ÇAKALA YÖNELEREK,
EVET ÇAKAL KARDEŞ ŞU AVLARI BİR PAYLAŞTIR DER.
ÇAKAL DA BAŞLAMIŞ PAY ETMEYE:
YABAN ÖKÜZÜ SİZİN OLSUN,
YABAN KEÇİSİ BENİM,
YABAN KAZI DA TİLKİ KARDEŞİN DER.
ASLAN, KÜKREYEREK: BİRE DENSİZ,
BU NE BİÇİM PAYLAŞTIRMA DİYEREK
PENÇESİYLE ÇAKAL’I YERE SERER.
EVET TİLKİ KARDEŞ DER ASLAN,
İKİMİZ KALDIK, ŞU AVLARI PAYLAŞTIR BAKAYIM DER.
TİLKİ, DERHAL KRALIM DER.
YABAN KAZI SABAH KAHVALTINIZ,
YABAN KEÇİSİ ÖĞLE YEMEĞİNİZ,
YABA ÖKÜZÜ DE AKŞAM YEMEĞİNİZ.
AFİYETLE YİYİN KRALIM DER.
ASLAN ŞÖYLE BİR GERİLİR ,
BIYIK ALTINDAN BİR GÜLÜMSER.
BİRE TİLKİ KARDEŞ DER;
SEN BÖYLE ADİLANE PAYLAŞTIRMAYI KİMDEN ÖĞRENDİN?
TİLKİ DE; AHA ŞU YERDE YATAN DENSİZDEN DER.
www.muhsinyazici.com


 

Kenar Mahalle


Bir profesör sosyoloji sınıfındaki öğrencilerini Baltimore şehrinin kenar mahallelerine göndermiş ve o bölgede yaşayan 200 erkek çocuğunun durumlarını araştırmaları ve her bir çocuğun geleceği hakkında bir değerlendirme yapmalarını istemişti.

Öğrenciler hemen hepsi bu çocukların gelecekte hiçbir şanslarının olmadığını dile getirmişlerdir.
Devamı…

Karayı Görebilseydim


4 Temmuz 1952 günü 34 yasında bir kadın

Pasifik Okyanusu’na dalarak, Catalina adasından, 21 mil batısında kalan Kaliforniya”ya doğru yüzmeye başladı.

Eğer basarîli olursa, bunu yapan ilk kadın olacaktı. Adi Flörence Chadwick olan bu yüzücü, Mans Denizi’ni her iki yönde gecen ilk kadındı. O sabah su, vücudu uyuşturacak kadar soğuktu ve sis o kadar yoğundu ki, beraberindeki tekneleri güçlükle seçebiliyordu.

Devamı…

Hintli Usta Ve Çırağı


Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikâyet etmesinden bıkmıştı.

Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı. “Tadı nasıl?” diye soran yaşlı adama öfkeyle “acı” diye cevap verdi. 

Devamı…

Hindistan’da Bir Ressam Varmış


Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış…
Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş…

Ve onu “Renklerin Ustası” anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da;
kısaca Ranga Guru derlermiş… 
Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru’ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş… 
  Devamı…

Hindistan Bir Sucu


Hindistan’da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış.

Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş.

Devamı…

Hindistan Bir Sucu

       Hindistan Bir Sucu       Hindistan’da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilirmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş. İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş.        “Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum.”        “Neden?.” Diye sormuş sucu. “Niye utanç duyuyorsun?” Kova cevap vermiş.        “Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun.” Sucu şöyle demiş:         “Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri fark etmeni istiyorum.” Gerçekten de tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanın bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş. Sucu kovaya sormuş:        “Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi?… Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın, o evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı.”        Hepimizin kendimize özgü kusurları vardır. Hepimiz aslında çatlak kovalarız. Tanrı’nın büyük planında hiçbir şey ziyan edilmez. Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin. Kusurlarınızda gerçek gücünüzü bulduğunuzu bilirseniz eğer, siz de güzelliklere sebep olabilirsiniz.

Her Şeyde Bir Hayır Vardır


İki melek yeryüzünü dolaşmaya çıkmışlar. Tabii insan kılığında. Akşam olmuş. Kentin en zengin semtinde lüks bir villanın kapısını Tanrı misafiri olarak çalmışlar. Ev sahipleri somurtarak buyur etmişler onları.

Yemek falan teklif etmemişler. Sıcacık misafir odaları yerine, buz gibi ve nemli bodruma iki şilte atıp;

Devamı…

Her Şey Her Zaman Göründüğü Gibi Değildir


İki Gezgin Melek, geceyi geçirmek için oldukça varlıklı bir ailenin evinin kapısını çalmışlar. Aile, pek kaba bir üslupla, meleklere yatacak yer olarak koca malikânenin konuk odalarından birini vermek yerine, soğuk bodrumundaki küçük bir köşeyi göstermiş.

Melekler buz gibi odanın soğuk ve sert zemininde kendilerine yatacak bir yer hazırlamaya çalışırken, Yaşlı Melek duvarda bir delik görmüş ve kalkıp deliği onarmaya girişmiş.

Devamı…

Hedeflerinizi Netleştirin

Günün Öyküsü: Hedeflerinizi Netleştirin

Dünyanın en iyi yüzücülerinden Şorence Chatwik”in yaşadıkları, kendindeki gelişmeyi ölçemeyen bir kişiye neler olduğunu gösteren güzel bir örnektir.

Şorence Chatwik, 4 Temmuz 1952 tarihinde Pasifik Okyanusu”na dalarak, Kaliforniya”ya doğru yüzmeye başlar. Eğer bu denemesini başarıyla tamamlarsa bunu yapan ilk bayan yüzücü olacaktı.       

Chatwik çok kararlı bir şekilde okyanusun sularına dalarak yüzmeye başladı. Ancak o gün yoğun sisten dolayı göz gözü görmüyordu, su ise aşırı derecede soğuktu. Bu zor deneme birçok insan tarafından televizyonlardan dakika dakika seyrediliyordu. Saatler ilerliyor, bir taraftan yorgunluk bir taraftan soğuk…

Chatwik için dayanılmaz bir durumdu. Bu zorlu yüzüşe 15 saat dayandıktan sonra artık devam edemeyeceğini anlayınca kendisini sudan çıkarmalarını istedi. Yakındaki teknede bulunan annesi ve antrenörü karaya yaklaştığını belirterek yüzmeye devam etmesini söylediler. Ama Chatwik dönüp Kaliforniya sahillerine baktığında tek görebildiği yoğun bir sis tabakasıydı.       

Az sonra Chatwik daha fazla dayanamayarak sudan çıktı. Dinlenip kendine geldikten sonra gazetecilerin “Kıyıya çok az bir mesafe kalmıştı niçin biraz daha dayanmadınız?” sorusuna “Bakın mazeret bulmak için söylemiyorum ama karayı görebilseydim başarabilirdim” cevabını verdi.         

Chatwik”in pes etmesi ne yorgunluktan ne de soğuktan kaynaklanıyordu. Sis yüzünden karayı göremediği için hedefine ulaşamayacağını düşündü ve yüzmekten vazgeçti. Kendisi iki ay sonra aynı mesafeyi yüzerek geçmiş ve rekor kırmıştır.

www.muhsinyazici.com

Hayallerinize Sahip Çıkın

Günün Öyküsü: Hayallerinize Sahip Çıkın

Bu öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışa koşarak atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin genç oğluna kadar uzanır. Babasının işi nedeniyle çocuğun ortaöğretimi kesintilere uğramıştı. Orta ikideyken öğretmeni, büyüdüğü zaman ne olmak istediğini bir kompozisyon halinde yazmasını istedi.       

Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi.         

Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi. İki gün sonra öğretmen ödevi geri verdi. Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir “sıfır” ve “Dersten sonra beni gör” uyarısı vardı.       

Çocuk öğretmenine merakla sordu:       

– Neden “sıfır” aldım?       

Öğretmeni:       

— Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal dedi, paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor. Bunu başarman olanaksız. Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm.         

— Çocuk evine döndü, bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini öğretmenine hiçbir değişiklik yapmadan geri götürdü.         

— Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin, “ben de hayallerimi”…

O, orta 2. sınıf öğrencisi, bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki 1000 metrekarelik evinde oturuyor. Yıllar önce yazdığı ödev şöminenin üzerinde çerçevelenmiş olarak asılı.         

Aynı öğretmen, geçen yaz 30 öğrencisini bu çiftliğe kamp kurmaya getirdi. Çiftlikten ayrılırken eski öğrencisine:         

— Sana simdi söyleyebilirim. Ben senin öğretmeninken, hayal hırsızıydım. O yıllarda öğrencilerimden pek çok hayal çaldım. Allah”tan ki sen, hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın. 

Bakın bakalım çevrenize sizin hayallerinizi kimler çalıyor?

www.muhsinyazici.com 

Harekete Geçmek İçin İhtiyacımız Olan Ne?

Günün öyküsü: Harekete geçmek için ihtiyacımız olan ne?

Kurbağalardan biri bir traktörün açtığı teker izinin dibinde zıplayıp durmaktadır. Öbürü onu görür ve aşağıya seslenir: 
Kurbağalardan biri bir traktörün açtığı teker izinin dibinde zıplayıp durmaktadır.

Öbürü onu görür ve aşağıya seslenir:

“Hey aşağıda ne yapıyorsun sen? Yukarısı çok daha iyi daha çok yiyecek var burada.”
Devamı…

Fincan Takımı


Yırtık pırtık paltolar giymiş iki çocuk kapımı çaldılar: “Eski gazeteniz var mı bayan?” Çok işim vardı. Önce hayır demek istedim ama ayaklarına gözüm ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski sandaletler vardı ve ayakları su içindeydi.
Devamı…

Eşek


Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer sormayın.
Eşek bu. Düşmüş işte. 
Belki kor bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki, üzerine de toprak dökülmüştü. 
Devamı…

Dünyayı Düzeltmek İçin


Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra, pazar sabahı kalktığında keyifle eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını hayal ediyordu.

Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve parka ne zaman gideceklerini sordu. Baba, oğluna söz vermişti; bu hafta sonu parka yasak kelime ürkecekti onu ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Devamı…

Dört Mahalle


Küçük bir kasabanın dört ayrı mahallesi varmış.        

Birinci mahallede “Evet ama”lar yaşıyormuş. “Evet, ama”lar her zaman ne yapılması gerektiğini Bildiklerini düşünürlermiş.  Yapma zamanı geldiğinde ise “evet ama” diye yanıtlarlarmış.         

Yanıtları hep yanlış olurmuş. Suçu başkalarına atmakta da ustaymışlar.         

Devamı…

Dış Görünüşe Aldanma


Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaslı çift Boston treninden inip utangaç bir tavırla rektörün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından fırlayarak önlerini kesti.. Öyle ya, bunlar gibi ne idüğü belirsiz taşralıların Harvard gibi bir üniversitede ne isleri olabilirdi?

Adam yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi. İste bu olanaksızdı. Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi yoktu. 
  Devamı…