Muhsin Yazıcı

İlginç Bilgiler

İlginç Bilgiler


       Bilmemek ne kaybettirir, bilmek ne kazandırır bilinmez ama işte size bir dizi ilginç bilgi…
       Kutup ayılarının solak olduğunu, zürafaların yüzemediğini, sadece dişi sivrisineklerin ısırdığını, yataktan düşerek ölme olasılığının iki milyonda bir olduğunu, salatalığın yüzde 96’sının su olduğunu biliyor muydunuz?
Devamı…

Siyah Duvar

 Günün Öyküsü: Siyah Duvar

Ayni kalp rahatsızlığıyla ayni kaderi paylasan iki yaslı adam ayni odayı da paylaşıyorlardı. Tek fark biri cam kenarında diğeri ise duvar dibinde yatıyordu. Cam kenarındaki yaşlı adam her gün camdan bakarak arkadaşına dışarısını anlatırdı.       

– “Bugün deniz sakin, yine de hafif rüzgar var sanırım çünkü uzaktaki teknenin yelkenleri rüzgarla doluyor. Park bu sabah sakin, iki salıncak dolu iki salıncak bos, dünkü sevgililer yine geldi, ayni yere oturup konuşmaya başladılar, elele tutuştular, ne kadar da yakışıyorlar birbirlerine. Erguvan ağaçları ne kadar güzel açmış her yer mor bir renk almış, erik ağaçları da beyaz çiçekleriyle onlara eslik ediyor. Denizin üzerindeki martılar bugünkü yemeklerini arıyorlar, ne güzelde dalıyorlar suya”       

Günler böyle geçip gidiyordu ta ki cam kenarındaki yaslı adam kalp krizi geçirene kadar, iste o anda duvar kenarındaki adam düğmeye bassa kurtaracaktı arkadaşını ama şeytana uydu, bunca zamandır sadece dinleyebiliyordu, artik görebilirdi de, işte bunun için düğmeye basmadı ve hemşireyi çağırmadı. Ayni kaderi paylaştığı kişiyi ölüme gönderdi, ama o bunun hakli bir savunma olduğunu düşünüyordu.       

Ertesi gün hastabakıcılar ölen yaşlı adamın yerine kendisini koymaya gelmişlerdi. Hemen yatağının yerini değiştirdiler, iste o günlerdir bakmak istediği manzarayı nihayet görecekti.        

Başını kadirdi ve pencereden baktı “Simsiyah bir duvar”

www.muhsinyazici.com

Marangoz

 Günün Öyküsü: Marangoz

 

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. İşveren müteahhidine, çalıştığı konut yapım isinden ayrılmak ve esi, büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yasam sürmek tasarısından söz etti.      

Çekle aldığı ücretini elbette özleyecekti. Emekli olmak ihtiyacındaydı, ne var ki.      

Müteahhit iyi isçisinin ayrılmasına üzüldü. Ve ondan, kendine bir iyilik olarak, son bir ev daha yapmasını rica etti. Marangoz kabul etti ve ise girişti, ne var ki gönlünün yaptığı iste olmadığını görmek pek kolaydı.           

Bastan savma bir isçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti!..

İsini bitirdiğinde, işveren, evi gözden geçirmek için geldi.        

Diş kapının anahtarını marangoza uzattı. “Bu ev senin” dedi, “sana benden hediye”.        

Marangoz soka girdi. Ne kadar utanmıştı! Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman onu böyle yapar mıydı?          

Bizim için de bu böyledir. Gün be gün kendi hayatimizi kurarız. Çoğu zamanda, yaptığımız ise elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra da, soka girerek, kendi kurduğumuz evde yasayacağımızı anlarız. Eğer tekrar yapabilsek, çok daha farklı yaparız. Ne var ki, geriye dönemeyiz.         

Marangoz sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz. “Hayat bir kendin yap tasarımıdır” demiştir biri.        

Bugün yaptığınız davranış ve seçimler, yârin yasayacağınız evi kurar. Öyle ise onu akıllıca kurun. 

www.muhsinyazici.com

Son Pişmanlık

 Günün Öyküsü: Son Pişmanlık

Hava gene çok soğuktu. Tommy ve kardeşi çok üşümüştü. Tommy burnunu  hissetmiyordu artik. Eskimiş eldivenlerinden çıkan parmakları da buz kesmişti.

Kardeşi Tommy:

– “Yine o lüks otelin duvarına gidelim,  havalandırmasının olduğu o duvar çok sıcak oluyor”dedi.

Tommy.

– ‘Evet ama biliyorsun otelin sahibi şikayet edince polisler geliyor dedi.       

Kız çok üşümüştü. Öksürerek

-“Lütfen Tommy, çok üşüyorum” dedi.       

Otelin önüne geldiklerinde kapının önünde ki siyah arabayı tanımıştı  Tommy. Bu otel sahibinin arabası idi, otelin havalandırmasının olduğu duvara yaslanıp, ısınıyorlar diye kız kardeşini ve onu sürekli polise şikâyet eden adam bu idi. Gene sinirle etrafa emirler yağdırıyordu, otelin kapısından çıkarken.       

Bir an Tommy karanlıkta bir şeyin adamın paltosunun cebinden düştüğünü gördü, adam arabaya binmişti bile..       

Tommy yerde duran karaltıya doğru yürüdü. Bu otel sahibinin cüzdanı idi. Araba tüm ihtişamı ile hareket ederken :

Toomy’

-“Bayım, bakar mısınız?” diye bağırdı.

Adam Tommy’i görünce

-”Yine mi siz? Ne arıyorsunuz gene burada? Sizi bu otelin etrafında görmeyeceğim bir daha demedim mi ben?” diye bağırdı.      

Tommy adamın suratına baktı ve sakin bir tavırla cüzdanı adama uzattı:

-“Bunu düşürdünüz biraz önce”dedi.       

Adam şaşkın bir ifade ile cüzdanı aldı biraz önce söylediklerine pişman olmuştu ama gene de ”eğer içinden bir sent bile kayboldu ise????” diye sözünü tamamladı.        

”Ben burada iken sayın lütfen”      

Tommy bunları söylerken, adamin suratına öyle bir ifade ile bakmıştı ki, adam cüzdanın da ki parayı saymadan, paltosunu cebine koymak zorunda kalmıştı.           

”Hadi Ann, gidiyoruz!’ dedi kız kardeşine…        

Çocuklar karanlıkta kaybolmak üzere iken adam arkalarından seslendi

-”Dur bir dakika!”       

Tommy arkasını döndü ‘

-‘Ne istiyorsunuz? Bir daha otele yaklaşmamamızı söyleyecekseniz, buna gerek yok, çünkü bir daha gelmeyeceğiz buraya” dedi…           

Adamın o kızgın tavırları yoktu artik yüzünde
-‘Hayır onu söylemeyecektim, eğer is arıyorsan biz de bir kasiyer arıyorduk. Matematik kafan varsa çabuk öğrenirsin”’ dedi.
        

Çocuk arabaya doğru bir iki adim attı.

-”Cüzdanındaki 100, 200 dolar için bana güvenmeyen birisini kasasını teslim alamam yine de teşekkürler” dedi ve kız kardeşi ile oradan uzaklaşırken, adamın bir kez daha söyledikleri sayesinde, düşüncelere dalmasına sebep olduğunu bilemedi.         

Adam uzun zaman o iki kardeşi görebilmek için bakindi durdu, ama çocukları otelin etrafında bir daha göremedi.      

Şehrin arka sokaklarında büyük ihtişamlı arabası ile gezinirken adam, yine tüm siniri ile bağırıyor ve aradıkları adresi bulamamanın öfkesini şoföründen çıkarıyordu.. o sırada bisikleti ile hızla aşağı inen kasketli genci fark etti ve şoförüne”dur biraz su gelen gence adresi soralım. O büyük bir ihtimalle burada oturuyordur.”dedi.      

Şoför arabayı kenara çekti ve pencereyi açtı, yokuş aşağı hızla gelen gence eliyle işaret etti.

-”Bir saniye bir şey sorabilir miyiz??!!” dedi ama genç hiç durmadan yanlarından geçti gitti.        

Adam çok sinirlenmişti söylenmeye başladı ‘

-‘Bunlarda kibarlık ne gezer, bunlar aile terbiyesi görmemişler ki, kenar mahalle çocukları hepsi…”      

Tam bunları söylerken arabanın dikiz aynasından çocuğun biraz ileride çok zorda olsa durup geri geldiğini gördü. Çocuk arabanın yanına gelince durdu ve pencereye eğilerek

-”Özür dilerim. Sizin işaretinizi geç fark ettim, bisikletimin fren bozuk, uzakta durabildim. Bir şey mi soracaktınız?”       

Adam gözlerine inanamadı bu o gece cüzdanını getiren gençti. Tommy’in bu, adamı yaptıkları ve söyledikleri için üçüncü kez utandırışı idi.        

Adam arabadan indi ve Tommy’nin yanına gelerek omzuna elini attı:

-”Bak evlat kaç aydır ben sizi arıyorum. Sana güzel bir teklifte bulunacaktım. Gel benim yanımda çalış, ne kadar para istersen veririm. Ben sende para kazandıkça yavaş yavaş kaybettiğim insanlığımı buluyorum” dedi.        

Çocuk adamın sözünü bitirmesini bekledi ve söyle dedi ‘

-‘Üzgünüm efendim ama insanlığı ve vicdani para ile satın alamazsınız. Hosçakalin!!!”         

Tommy bisikletine binip oradan uzaklaşırken, adam Tommy’nin hala arkasından bakıyordu.        Ve yıllar önce ona ayni teklifte bulunan patronunu teklifini kabul ettiği için ilk kez pişmanlık duymuştu. 

Evet, simdi çok parası vardı, ama insanlığını kaybetmişti. Tıpkı yıllar önce insanca tavırları için Onu seven ve ise alan patronu gibi…         

Bu üç şeyi ihtiyacınız olduğunda para ile satın alamazsınız: İnsanlık, sağlık ve mutluluk… 

www.muhsinyaziic.com

Ölümsüz Kırmızı Güller

 Günün öyküsü: Ölümsüz Kırmızı Güller

Kan rengi, kıpkırmızı güllere bayılırdı. Zaten onlarla adastida . Rose. Gül… Kocasının sevgili Rose’u… Her yıl Sevgililer Günü’nü kapının önünde bulduğu enfes fiyonklarla süslü kucak dolusu kırmızı güllerle kutlardı. Hiç aksatmadan.      

Hatta esini kaybettiği yıl dahi kapısı çalınmış, gülleri kucağına bırakılmıştı. Tıpkı geçmişte olduğu gibi, küçük bir kartla birlikte… Her yıl güllere iliştirdiği karta ayni cümleleri yazardı: Devamı…

Atatürk Dünyada En Büyük Siyasi Lider Seçildi

Atatürk Dünyada En Büyük Siyasi Lider Seçildi

Mustafa Kemal Atatürk içinde Atatürk Dünyada En Büyük Siyasi Lider Seçildi konusu, ABD’deki araştırmaya göre Atatürk, en büyük siyasi lider…. Kentucky Üniversitesi’nden psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Arnold Ludwig tarafından kaleme alınan kitapta, Atatürk, gelmiş geçmiş tüm devlet adamları arasında yapılan “siyasi büyüklük…        

ABD’deki araştırmaya göre Atatürk, en büyük siyasi lider…. 

Kentucky Üniversitesi’nden psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Arnold Ludwig tarafından kaleme alınan kitapta, Atatürk, gelmiş geçmiş tüm devlet adamları arasında yapılan “siyasi büyüklük sıralamasında” birinci oldu.

The New York Times gazetesinin haberine göre, Ludwig’in “Çağın Kralı: Siyasi Liderliğin Doğası” adlı kitabında, son yüzyıla damgasını vurmuş 377 büyük devlet adamı incelendi. Ludwig’in, devlet adamlarının liderlik vasıflarını bilimsel bir objektiflikle ölçme amacıyla kaleme aldığı kitap için 18 yıl çalıştığı belirtildi. 

       Prof. Ludwig, siyasi liderleri değerlendirirken, bir ülkeyi kurtarmak ya da yeniden bir araya getirmek, savaş kazanmak, toprak kazanmak, ekonomiyi düzeltmek, yeni bir ideoloji ortaya atmak, iktidarda kalma süresi ve moral açıdan örnek oluşturmak gibi özellikleri göz önünde tutarak puan verdiğini bildirdi. 

       Bir liderin en fazla 37 puan alabileceğine dikkati çeken Ludwig, bu kriterlerin, liderlerin başarılarını değerlendirmede güvenilir ve tarafsız bir yöntem olduğunu belirtti. Yazar, puanların, liderlerin dünya çapındaki etkileri dikkate alınarak verildiğini, kişisel faziletlerinin hesaba katılmadığını kaydetti. 

       Habere göre, sıralamada Atatürk 31 puanla birinci sırada yer alıyor. Franklin D. Roosevelt ve Mao 30 puanla ikinci, Stalin 29 puanla üçüncü, Mussolini 26 puanla dördüncü, Hitler 25 puanla beşinci, Yaser Arafat da 17 puanla altıncı sırada bulunuyor. Gazete, Bill Clinton, Dwight D. Eisenhower ve François Mitterrand’ın, Arafat’ın birkaç puan gerisinde kaldığını yazdı. 

       New York, AA 

       Siyasi Önderliğin Doğası 
        ARNOLD LUDWIG 

       BRIAN LAMB: Bir psikiyatri profesörü olarak dünya liderleri hakkında yazma amacınız nedir? 

       A. LUDWID: Aslında bu kitap birkaç yıl önce yaptığım 20. yüzyılın en yetenekli kişileri ile ilgili bir ön çalışmaya dayanıyor. “Price of Greatness” (Büyüklüğün Değeri) adı ile basılmıştı. 18 farklı alana değinmiştim, bilim, sanat, müzikal kompozisyonlar, dans vs. Politika da bunlardan biriydi. 

       O çalışmamda çok fazla kişiyi incelememe rağmen, beni en çok şaşırtan alan politika olmuştu, çünkü çok fazla sayıda lider vardı. Projeyi tamamladıktan sonra, siyasi mükemmelliği (büyüklüğü) daha da merak eder hale geldim. Diğer bütün alanlarda ortaya konan somut bir iş var. Bilim adamı araştırma yapar, sonra araştırmalarını kitaplaştırır. Ressam resim yapar, atlet performans sergiler. İş adamı üretir, para kazanır vs. Peki politikacı ne yapar? 

       Ne üretirler. Örneğin bazı insanlar “bu lider mükemmel der” ya da “dehşet”. Siyasi başarıyı nasıl ölçersiniz? Siyasi üstünlük nedir? Böylece çalışmama başladım. Ve yaptığım 20. yüzyılda dünyadaki her bir ülkedeki bütün dünya liderlerini incelemekti. 

        LAMB: 1.941 lider… 

        LUDWIG: Doğru ve 119 ülke… 

       LAMB: 20.yüzyılın 1.941 lideri… 

… 

       LAMB: Kitabın kapağından bahseder misiniz? Neyi anlatıyor? 

       LUDWIG: Siyasi liderler ile maymun türleri arasında bir ilişki olduğunu anlatıyor. Bu oldukça mizahi bir portre, Donald Groller Wilson tarafından yapılmış. Kitapta ulaştığım sonuçların büyük bir çoğunluğunu anlattığına inanıyorum. 

       LAMB: Bir örnek verebilir misiniz? 

       LUDWIG: Örnek vermeden önce bu sonuçlara nasıl ulaştığımı açıklamak isterim. Bu çalışmaya ilk başladığımda siyasi liderler ile maymun türleri –şempanze, babun, maymun vs.- arasında bir mukayese yapmak gibi bir fikrim yoktu. Çalışmam derinleştikçe cevaplayamadığım pek çok soru belirmeye başladı. Örneğin 20. yüzyılda neden bu kadar az kadın lider vardı? 

       LAMB: Kaç lider bulunuyor? 

       LUDWIG: 27 lider. 1941 liderin 27’si kadın. %1.4 ve bunların neredeyse yarıya yakını ya kocalarının karizmasından yararlanan politikacı eşleri ya da kızları. Diğerleri yani kendi çabalarıyla var olanlar % 75’lik bir kısım. 

       20. yy kadınlarının lider olma şansları 100 kişide 1’den daha az.Bu beni çok düşündürdü.Nedeni ise çok zeki ve rekabetçi kadınlar bulunmakta ve sosyal ve kültürel sıkıntılara rağmen çok daha fazlası güçlü mevkilere gelebilmeliydi. 

       Beni düşündüren bir diğer olay da şudur: Pek çok lideri inceledim. Bir liderin ülkesinin en güçlü mevkisinde bulunmasına rağmen zeki olmadığını görmek çok şaşırtıcı bir bulguydu. Çoğu okuma yazma bilmiyordu. Çoğu gerçekten çılgındı. Hatta zihinsel özürlüsü bile vardı. 

       Siyasi liderlik dünyada en güçlü en mevki, bir başka deyişle bir devletin zirvesi. İnsan bu mevkiye nasıl ulaşıyorlar ve neden? 

       Ulaştığım diğer bir bulgu da siyasi liderlerin kaçının bu mevkilere gelirken fiziksel başarı, kahramanlık göstermiş olduğuydu. Savaş, darbe, isyanların içinde yer almışlardı. Gösteri ve protestolardan hüküm giymişlerdi. Çoğu ülke bu gibi durumlarla baş etmek zorundaydı ancak tüm bunlar lider olabilme yolunda önemli adımlardı. Neden? Neden sanat, iş dünyası ya da belirli alanlardaki başarılar ve zeka yerine bunlar gerekliydi? Neden askeri başarı kazanmak önemliydi? 
… 
       LAMB: Bu araştırma ne kadar zamanınızı aldı? 

       LUDWIG: Yaklaşık 18 yılımı aldı. Bulabildiğim her kaynağı inceledim. Biyografilerin her satırını okudum. 1.200’ün üstünde biyografi okudum. 

       LAMB: Amacınız neydi? İnsanlar bu çalışmayı ne yapacak? 

       LUDWIG: Bunun şimdiye kadar liderler üzerine yapılmış en kapsamlı çalışma olduğuna inanıyorum. Siyasi liderler hakkında diğer kitaplardan daha fazla bilgi içeriyor. Liderlerin davranış özelliklerini açıklamak için geliştirdiğim tezimin yanı sıra kaitabın son bölümü benim için önem taşıyor. Son bölümün adı “Warmonger & Peacemakers” (Savaş Kışkırtıcıları ve Barış Yanlıları). İnsanlar bunu okuyacak ve saldırıları, savaşı durdurmak için alternatif yolları inceleyecek. Bu gönülden umuyorum. 

       Çalışma boyunca dikkatimi çeken bir nokta da 20. yüzyılda şiddet ve saldırıların çokluğuydu. Ölü sayıları hakkında insanlardan tahminlerde bulunmalarını istedim, gerçek rakama yaklaşamadılar bile. 20.yüzyılda lider ya da bu liderlerin sosyal politikaları yüzünden başlatılan savaşların sonucunda verilen kayıp 200 milyonun üzerindeydi. Bu şok edici, ürkütücü bir durum, çünkü geliştikçe yıkım gücü daha fazla silahlar geliştiriyoruz. 
… 
       LAMB: Siyasi üstünlük derecelendirmenize göre 20.yüzyılda karşılaştığınız liderler arasında zirvede Atatürk bulunuyor. O’nu Mao ve FDR. İzliyor. 

       Puanlamanıza göre Atatürk 31, Mao 30, FDR 30, Stalin 29, Lenin 28, Ho Chi Minh 27,       De Gaulle 27, Deng Xioping 27, Tito 25, Suharto 25 puan almış. Böyle devam ediyor. 

       LUDWIG: Doğru. 

       LAMB: Peki neden Atatürk? 

       LUDWIG: Önce siyasi üstünlük derecelendirilmesi konusunu açıklamama izin verin. Çalışmaya ilk başladığımda siyasi üstünlüğü değerlendirmek için ölçüler arıyordum. Siyaset bilimcilerini inceledim. Eserleri inceledim. Ancak kültürler arası siyasi üstünlüğü ölçebilmem için bir derecelendirme sistemi bulamadım. 

       Sonra şu soru beni düşünmeye sevk etti: Siyasi üstünlük nedir? Neden herkesin büyük siyasi lider olarak gördüğü insanlara bakmıyorum? “Büyük siyasi bir lideri tanımla” denince akla hangi isimler geliyor? Aklıma gelenler Julius Caesar, Augustus Caesar, Alexander The Great (İskender), Bismarck… 

       LAMB: Onlar ölümsüzler. 

       LUDWIG: Ölümsüzler-siyasi ölümsüzler. Abraham Lincoln, George Washington ve bu çizgideki liderler. Sonuç tam 26 kişi. Çoğu insanın onların siyasi ölümsüzler olduğunu söyleyeceğini düşünüyorum. Ben de şunu sordum; Peki bu ölümsüzlerin ortak noktası neydi? Birkaç ortak özellik belirledim. Her biri bu özelliklere sahipti. 

       Bu özelliklerin 11 tanesini siyasi üstünlük derecelendirmesini geliştirmek için kullandım ve geçerlilik ve güvenilirliklerini ölçtüm. Böylece 11 maddelik siyasi üstünlük derecelendirme sistemim oluştu. 

       LAMB: Nedir bu maddeler? 

       LUDWIG: Askeri zaferler, daha fazla toprak kazanma, sosyal yapılanma, toplumun doğasını değiştirme, ekonomik başarı, ahlak (ahlaki örnek olma örneğin George Washington, Abraham Lincoln gibi.) 

       LAMB: Öyleyse bu çalışmanın kişilere olan hayranlığınız ya da yakınlığınızla bir ilgisi yok. 

       LUDWIG: Hayır, bu çalışma siyasi başarılarla ilgili. 

       LAMB: Bir bakalım. Amerikan başkanlarını okuyacağım. Böylece sizin derecelendirmeyi nasıl uyguladığınızı görelim. 31 en yüksek puan ve Atatürk’e ait. FDR de (30 puanla) Amerikan başkanları arasında liderliğini koruyor. Onu 23 puanla Truman ve Thedore Roosevelt, 22 ile Ronald Reagan, 20 ile William McKinley, 18 ile Dwight Einshower ve LBJ, 15 ile George Bush I, John F. Kennedy ve Bill Clinton, 14 ile Jimmy Carter ve Calvin Coolidge, 12 ile William Howard Taft, 11 ile Gerald Ford, 10 ile Herbert Hoover ve 9 ile Warren Harding izliyor. Bunlar 20. yüzyılın liderleri. 
… 
       LAMB: Bunu yanında sıralamanın en alt sırasında Steyn isimli biri yer alıyor. 1899 yılında kurulan The Orange Free State ile. 2 puan almış. Panama’dan Arias 3 puan, Avustralya’dan Joseph Cook (1941) 5, Liberya’dan Samuel Doe (1980) 5,Quisling 5, Somozalar (baba ve oğul), Juan Bosch, Kanada’dan Kim Campbell (1993) 6 puan almışlar. 

       Bu onların başarı sahibi olamadıklarını mı gösteriyor? 

       LUDWIG: Sadece başarı sahibi olamamaları değil, aynı zamanda bir çürüme anlamına da geliyor. Genellikle onların dönemleri utançla kapandı. 

       LAMB: Atatürk’e dönelim. Neden Atatürk listenin zirvesinde yer alıyor? 

       LUDWIG: Atatürk’ün neler yaptığına bakalım. Şunu belirtmek isterim ki bence O’nu diğer üstün liderler -daha önce bahsettiğim ölümsüz liderler- kapsamına alalım. Atatürk Türkiye’yi kurdu, yarattı. O dönemde var olan Osmanlı İmparatorluğu’na son verdi. O sadece ülkenin kurucusu, yaratıcısı değil, aynı zamanda Türkiye’de çok büyük sosyal değişime neden olmuş bir liderdir. Türkiye’yi demokrasi ile tanıştırdı – bir anlamda askeri bir demokrasi, ancak sonuçta demokrasi- Tarihte bir ilk; din ve devlet işlerini ayırdı. Müslüman bir ülke olmasına rağmen bir takım özgürlüklerin, hakların serbest olduğu birkaç ülkeden biri. Aslında ordu demokrasiyi tehdit edecek bir unsur olursa engellemekle yükümlü. 

       Yani her bir evresinde Atatürk’ün inanılmaz bir etkisi var. Başarıları olağanüstü.

 

Atatürkün Liderlik Sırları

       Atatürk’ün Liderlik Sırları       

       Türk Tarih Kurumu’ndan Prof. Dr. Hikmet Özdemir Atatürk’ün liderlik sırlarını kitap haline getirdi. Kitapta Atatürk’ün liderlik sırları 12 başlık altında şöyle sıralanıyor:       

Başkent Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Mehmet HaberalAtatürk’ün Liderlik Sırları” adlı kitaba yazdığı sunuşta kitabı “Atatürk’ün liderlik özellikleriyle insan özelliklerinin birliğini anlamamız bakımından bütünlüklü bir çalışma” olarak niteledi. Kitapta Atatürk’ün liderlik sırları 12 başlık altında şöyle sıralanıyor:

1)     Çalışkan akılcı ve cesur olmak

2)     Vatanına ve ulusuna kendini adamak (idealist olmak)
Devamı…

Mustafa Kemal Atatürkün Liderlik Özellikleri

       MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN LİDERLİK ÖZELLİKLERİ    

  PROBLEM ÇÖZÜCÜ OLMA Mustafa Kemal Atatürk Dedi ki:     

” Zorlukları çözen kimse olmak isteyenlerin ilk yapacakları, olayların içyüzünü bilip, ona uymak olmalıdır.” 

” Biz teori ve laf yerine, is yapmayı tercih ettik.” 

” Simdi sözden ziyade is zamanıdır. Artik benim için söz söylemeye ihtiyaç kalmadi kanaatindeyim. Bundan sonra bizim için faaliyet, hareket ve yürümek lazımdır.” 
 

“Başladığım isi bitirmeliyim.” 

“Tatbik eden, icra eden, karar verenden daima daha kuvvetlidir.” 
Mustafa Kemal’den Atatürk’ten Alınacak Dersler :

       *Ele aldığınız konuyu iyice gözden geçirip, onu bütün olasılıkları içinde inceleyin ve en saklı köselerine kadar aydınlatmaya çalısın. Bir problemle uğraşmak, hiç ara vermeden o konuyu düşünmek demektir.
Devamı…

Yaşlı Adam Ve Gürültücü Öğrenciler

 Günün Öyküsü: Yaşlı Adam Ve Gürültücü Öğrenciler

Yaşlı bir adam emekli olduktan sonra bir lisenin yanında küçük bir ev aldı. Emekliliğinin ilk bir kaç haftasını huzur içinde geçirdi ama ders yılı başlayınca huzuru kaçtı.

Okulların açıldığı ilk günden başlayarak öğrenciler, dersten çıkar çıkmaz yollarının üzerindeki her çöp bidonunu tekmeliyorlar, anlamsız sesler çıkararak bağırıp, çağırıyorlar, dayanılmaz gürültüler yapıyorlardı.

Çocukların gürültülerinin dinmek tükenmek bilmeyeceğini anlayan yaşlı adam, bu işe bir son verebilmek için kurnazca bir çözüm buldu. Ertesi gün çocuklar öğrenciler okuldan çıkıp, yine dayanılmaz gürültüler yaparak evinin önünden geçerken yaşlı adam dışarı çıktı, onlara bir öneride bulundu.

 –“Siz hepiniz çok tatlı çocuklarsınız, çok da eğleniyorsunuz” dedi.

-“Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yaşındayken aynı biçimde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım. Siz bana gençliğimi anımsatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve gürültü yaparsanız size her gün bir dolar veririm. Kabul mü?.”

Bu öneri çocukların çok hoşuna gitti. Her gün hem eğleniyorlar, hem bol bol gürültü yapıyorlar, hem de bir dolar para kazanıyorlardı.

Bu durum bir hafta bu biçimde sürdükten sonra bir gün yaşlı adam çocukları yine durdurdu ve onlara kısa bir açıklama yaptı:

“Çocuklar, yaşam pahalılığı, enflasyon beni de etkilemeye başladı” dedi. “Bugünden sonra size ancak elli sent verebileceğim. Beni anlayışla karşılayacağınızı umarım.”

Bu durumdan pek hoşlanmamalarına karşın çocuklar yaşlı adama anlayış gösterdiler ve günlük gürültülerini elli sent karşıladığında yapmayı kabul ettiler. Aradan birkaç gün daha geçtikten sonra yaşlı adam bir gün çocukları yine durdurdu ve onlara bir durum açıklaması daha yapmak zorunda kaldığını bildirdi:

“Bakın, bizim emekli paralarını gününde ödemiyorlar” dedi.

“Durumum biraz sıkışık… Üzülerek söylüyorum ama yapabileceğim başka bir şey yok… Bundan sonra size ancak yirmileş sent verebileceğim… Tamam mı?..  Anlaştık mı?”

Yaşlı adamın bu son önerisi, çocukların hiç de hoşuna gitmedi.

-“Olanaksız bayım” dedi içlerinden biri.

-“Günde yirmi beş sent için bu işi yapacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Kusura bakmayın ama biz işi bırakıyoruz.”

www.muhsinyazici.com

Günün Öyküsü: Yarışı Bırakmayın

 Günün Öyküsü: Yarışı Bırakmayın

Hayat uzun bir koşudur. Her adımda yeni bir başlangıç yapabileceğimiz bir koşu.

Bu uzun koşuya hayat maratonu adını da verebiliriz. Maraton ismi eski Yunan”da Maraton meydanında Ispartalıların ve Yunanlıların yaptığı savaştan gelir. Savaş meydanının Atina”ya uzaklığı 42 kilometredir.

Meydanda savaş başladığında Atina”ya haber vermesi için bir kişi yollanır. O koşarak Atina”ya gider, haberi zamanında ulaştırır, fakat ölür. Bu uzaklık daha sonra maraton yarışları için kullanılan mesafe olur.              

Maraton yarışı stratejik bir yarıştır. Yarışa başlarken öne geçmenin bir önemi yoktur. Çünkü yarış uzundur. Yarışın en kritik noktası 20 ile 25. kilometre arasıdır. 20 kilometreden sonra yarışçının kaslarında şiddetli ağrılar başlar.

Ağrılar 25. kilometreye kadar artarak devam eder. 25. kilometre kritiktir. Kendinizi iyi ayarlar ve 25. kilometreyi geçmeyi başarırsanız yarışı bitirebilirsiniz. Bu yarışta 26. kilometre aslında yeni bir başlangıçtır. Önemli olan yeni bir başlangıç için vazgeçmemektir.
 

ÖSS”de milyonlarca adayın yarıştığı bir maratonu andırır. Bu maratonun kritik noktası şubat ayı ile başlar nisan ayının sonlarına kadar sürer. Şubat ayına kadar öğrencilerin çoğunun çalışmaları düzenli ve sınavı kazanmaya yöneliktir.

Bu aydan itibaren maratondan kopmalar başlar. Bazı adaylar sınavı kazanamayacaklarını düşünerek yeni bir başlangıç yapmak yerine başladıkları yarışı bitirmeyi tercih ederler. Oysa bu maratonda her zaman yeni bir başlangıç yapabilirsiniz.

Yeter ki başarılı olacağınıza dair inancınızı kaybetmeyin.

www.muhsinyazici.com

Uyuşturucu İle Yaşamak -Devam


(UYUŞTURUCU İLE YAŞAMAK Yazısının Devamı)
       Günlerden bir gün aynı arsadayız,

O zamanlar çok sevdiğim ama bana yaptığı zararları sonradan anladığım arkadaşımın biri çok heyecanlı geldi yanımıza ve? Bakın bende ne var? Dedi, hep birlikte baktık biraz koyu yeşil siyaha yakın bir renkte naylon gibi bir şeye sarılı tanımadığım bir maddeydi, ilk kez gördüm ama defalarca ismini duymuştum.
Devamı…

Günün Öyküsü: Tebessüm

 Günün Öyküsü: Tebessüm

Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazdı, yolladı

Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantada garsona yüklü bir bahşiş bıraktı. 

Garson, ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu. Akşam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.  

Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki… İki gündür boğazından aşağı lokma geçmemişti. Karnını iki günden beri ilk defa doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi. 

Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha kadar koşuşturdu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı. Bir yangın başlıyordu. Dumanı koklayan köpek öyle havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman kalktı.   

Anneler, babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar. 

Bütün bunların hepsi, bir TEBESSÜM’ ÜN sonucuydu

www.muhsinyazici.com

Talih mi Talihsizlik mi?

 Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi?

Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş.

Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş.

Çok fakirmiş…

       Ama çok güzel beyaz bir atı varmış.

       Kral bu ata göz koymuş.

       Aracılar göndermiş.

Devamı…

Sevginin Bedeli

Günün Öyküsü: Sevginin Bedeli

Küçük oğlu annesine geldi ve ona kâğıdı uzattı. Annesi ellerini önlüğüne kuruladıktan sonra kâğıdı okumaya başladı;

Çimleri biçtiğim için 5 dolar 

Odamı temizlediğim için 1 dolar 

Alışverişe gittiğim için 50 sent 
 

       Küçük kardeşime baktığım için 25 sent

      Çöpü attığım için 1 dolar

       İyi bir karne getirdiğim için 5 dolar

       Bahçeyi temizlediğim için 2 dolar

       Toplam borç 14 dolar, 75 sent

       Anne, umutla kendisine bakan oğlunun elinden kağıdı aldı ve kağıdın arka yüzüne şunları yazdı;

       Seni 9 ay karnımda taşıdım BEDAVA

       Hasta olduğunda başında bekledim, elimden geleni yaptım, senin için dua ettim BEDAVA

       Yıllar boyu değişik nedenlerle senin için gözyaşı döktüm BEDAVA

       Senin için geceler kaygı duyup, uykusuz kaldım BEDAVA

       Oyuncaklarını topladım, yemeğini hazırladım giysilerini yıkadım, ütüledim

       BEDAVA YAVRUM

ve bunların hepsini topladığın zaman gerçek sevginin bedelinin olmadığını görürsün, bedavadır çünkü…  

Oğul annenin yazdıklarını okuyunca gözleri doldu.

Annesine baktı, “Anneciğim seni seviyorum” dedi ve kalemi alarak bu kağıda

“HEPSİ ÖDENMİŞTİR” yazdı

www.muhsinyazici.com

Satranç

 Günün öyküsü: Satranç

Bir Gürcü köylüsü St. Petersburg uluslararası satranç turnuvasını (1909 ya da 1914 yılındaki) izleme şansını elde eder. Kongre sarayında oynayan büyük ustaları (GM) hayranlıkla izler. Seyrettiği turda diyagramdaki konumda beyaz taşlarla oynayan GM durumu umutsuz görerek partiyi terk eder. Devamı…

Ruhumuzu Bekleyelim

 Günün Öyküsü: Ruhumuzu Bekleyelim

İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yeli rehberle yola koyuluyor.

Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar.

Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar. Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyuluyorlar, sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar.        

Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor:

– “Hiç anlayamadım, niye yolun ortasında oturup saatlerce yok yere bekledik?”

Yaşlı rehberin yanıt o kadar güzel ki:

– “Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik…”

Niye içimiz de hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığımızı, niye mutlu olmayı beceremediğimizi, niye kendimiz olmayı başaramadığımızı ve “niye” ile başlayan daha bir dolu sorunun yanıtını açıkça veriyor.          

Inkalar’ın yaşlı torunu. Çünkü kimilerimiz bu aptal yaşam içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kalıyor, hatta onu nerelerde unuttuğumuzu bile hatırlayamıyoruz. …        

Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki çok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız. Evet, kimi zaman bunlara sahip oluyoruz ama ruhumuz yanımızda olmadan…

Not: Ruhlarını ve umutlarını yitirenler herşeyini yitirmiş demektir.

www.muhsinyazici.com

Paranın Değeri

 Günün Öyküsü: Paranın Değeri

Cimri, tüm mal varlığından emin olmak için her şeyini satar ve altına çevirir.

Altınlarını yer altına gömüp ara sıra ziyaret ederek inceler. Bu hareketi işçilerinden birinin dikkatini çeker ve orada bir hazine olduğundan kuşkulanır.

Efendisinin sırtı dönükken o noktaya gider ve altını çalar. Cimri dönünce altının yerinde yeller estiğini görür, ağlayarak saçını başını yolar. Onu böyle perişan gören komşusu nedenini öğrenince şöyle der:  

“Kendini üzme artık, bir tas alıp aynı çukura koy ve o taşın altınların olduğunu düşün. Çünkü kullanmayı hiç düşünmediğine göre tas da aynı işi görecektir.” 
      

Paranın değeri sahip olmakta değil, kullanmaktadır.

Not: Para herşeyi yapar diyen, para için herşeyi yaparmış.

“Ezop Masalları”ndan

www.muhsinyazici.com

Öpücük Kutusu

 Günün Öyküsü: Öpücük Kutusu

Çoğu zaman pek çok şeyi çocuklardan öğreniriz.

Bir süre önce, bir arkadaşım, 3 yaşındaki kızını, bir rulo altın renkli kaplama kâğıdını ziyan ettiği için cezalandırmıştı. 

Durumları iyi değildi ve kızının kâğıtları, ağacın altına koyacağı bir kutuyu süslemeye harcaması onu çok sinirlendirmişti. 

       Buna rağmen, küçük kız, ertesi sabah hediyeyi babasına getirdi ve

       “Bu senin için babacığım” dedi.

       Arkadaşım, gösterdiği tepki için kendini suçlu hissetti, ama kutunun boş olduğunu görünce için için sinirlenmekten de kendini alamadı.

       Kızına bağırdı:

       Birine bir hediye verdiğin zaman içinin dolu olması gerektiğini bilmiyor musun?” “

       Küçük kız babasına yaşlı gözlerle baktı ve şöyle dedi:

       Ama babacığım, kutu boş değil ki. Ben kutunun içine öpücüklerimi üflemiştim. Hepsi senin için babacığım.” “

       Babanın içi paramparça olmuştu. Kızını kucakladı ve onu affetmesi için yalvardı.

       Arkadaşım bu altın renkli kutuyu yatağının başucunda yıllarca sakladığını anlattı bana.

       Ne zaman cesaretini kaybetse, kutunun içinden hayali bir öpücük çıkarıyor ve onu oraya koyan çocuğunun sevgisini hatırlıyordu.

       Gerçek anlamda bakmak gerekirse, her birimiz arkadaşlarımız ve ailelerimiz tarafından bize sunulan karşılıksız sevgi ve öpücüklerle dolu altın renkli kutulara sahibiz.

       Dünyada sahip olabileceğimiz daha değerli bir şey olamaz.

www.muhsinyazici.com 

Ona Elini Uzat

 Günün Öyküsü: Ona Elini Uzat

Kuzey İran’da adamın biri bataklığa düşmüş. Vücudunun bataklığa saplanmasına karşın başı henüz batmamış. Bütün gücüyle bağırarak yardım istiyormuş. 

Yalvarışlarını duyan birisi zavallı adama yardım etmeye karar vermiş ve:

– “Elini bana uzat, seni bataklıktan kurtaracağım.” diye seslenmiş.

Fakat çamura iyice saplanan adam yardım için yalvarmanın dışında kendine yardım edilebilmesi için bir şey yapamıyormuş.

Bu arada yardım edecek adam birkaç defa daha:

– “Elini bana uzat” diye seslenmiş.        

Fakat her seferinde aldığı yanıt, yardım için perişan bir seslenişmiş. Tam bu sırada birisi ortaya çıkmış ve:

-“Görmüyor musunuz? Sana elini asla uzatamayacak. Sen elini ona uzatmalısın. Ancak o zaman onu kurtarabilirsin.” demiş.

Kırlangıç Hikâyesi

 Günün Öyküsü: Kırlangıç Hikayesi

“Kırlangıcın biri bir gün bir adama âşık olmuş

Her gün pencerenin önüne gelir onu izlermiş.

Bir gün bütün cesaretini toplamış ve adama hey adam ben seni seviyorum uzun zamandır. Seni izliyorum demiş. Adam saçmalama sen bir kuşsun ben ise bir insan durduk yere sende nereden çıktın diye bunu içeri almamış.

Pencerenin önünden kovalamış. Kırlangıç yine gelmiş. Tamam seni hiç rahatsız etmeyeceğim demiş. Sadece çok iyi dost olalım demiş.

Adam yine kabul etmemiş ve kovalamış. Kırlangıç tekrar gelmiş bak demiş hava çok soğuk seninle çok iyi arkadaş olalım beni içeri al soğukta donacağım demiş.

Sıcak ülkelere göç etmek zorunda kalıcam. Lütfen beni içeri al demiş adam yine almamış.

Kırlangıç çok üzgün bir şekilde başını önüne eğmiş ve gitmiş. Aradan çok zaman geçmiş.

Adam pişman olmuş. Yaz gelmiş diğer kırlangıçlara sormaya başlamış ama gören olmamış sonunda danışma ve bilgi almak için bilge bir kişiye gitmiş olanları anlatmış.        

Bilge kişi demiş ki kırlangıçların ömrü altı aydır. Hayatta bazı fırsatlar vardır sadece bir kez elinize geçer değerlendiremezseniz. Uçup gider.

Hayatta bazı insanlar vardır sadece bir kez karşınıza çıkar değerini bilmezseniz kaçıp gider ve asla geri gelmez. Dikkatli olun farkında olun ve bir düşün bakalım acaba sen farkında olmadan bugüne kadar kaç kırlangıç kovaladın.”

www.muhsinyazici.com

Kimden Öğrendin Paylaşmayı

 Günün Öyküsü: Kimden Öğrendin Paylaşmayı

ASLAN, ÇAKAL VE TİLKİ ÜÇLÜSÜ AVA GİDER.
BİR TANE YABAN ÖKÜZÜ,
BİR TANE YABAN KEÇİSİ,
BİR TANE DE YABAN KAZI YAKALARLAR.
SIRA BU AVLARI PAYLAŞTIRMAYA GELİR.
ASLAN, ÇAKALA YÖNELEREK,
EVET ÇAKAL KARDEŞ ŞU AVLARI BİR PAYLAŞTIR DER.
ÇAKAL DA BAŞLAMIŞ PAY ETMEYE:
YABAN ÖKÜZÜ SİZİN OLSUN,
YABAN KEÇİSİ BENİM,
YABAN KAZI DA TİLKİ KARDEŞİN DER.
ASLAN, KÜKREYEREK: BİRE DENSİZ,
BU NE BİÇİM PAYLAŞTIRMA DİYEREK
PENÇESİYLE ÇAKAL’I YERE SERER.
EVET TİLKİ KARDEŞ DER ASLAN,
İKİMİZ KALDIK, ŞU AVLARI PAYLAŞTIR BAKAYIM DER.
TİLKİ, DERHAL KRALIM DER.
YABAN KAZI SABAH KAHVALTINIZ,
YABAN KEÇİSİ ÖĞLE YEMEĞİNİZ,
YABA ÖKÜZÜ DE AKŞAM YEMEĞİNİZ.
AFİYETLE YİYİN KRALIM DER.
ASLAN ŞÖYLE BİR GERİLİR ,
BIYIK ALTINDAN BİR GÜLÜMSER.
BİRE TİLKİ KARDEŞ DER;
SEN BÖYLE ADİLANE PAYLAŞTIRMAYI KİMDEN ÖĞRENDİN?
TİLKİ DE; AHA ŞU YERDE YATAN DENSİZDEN DER.
www.muhsinyazici.com


 

Kenar Mahalle


Bir profesör sosyoloji sınıfındaki öğrencilerini Baltimore şehrinin kenar mahallelerine göndermiş ve o bölgede yaşayan 200 erkek çocuğunun durumlarını araştırmaları ve her bir çocuğun geleceği hakkında bir değerlendirme yapmalarını istemişti.

Öğrenciler hemen hepsi bu çocukların gelecekte hiçbir şanslarının olmadığını dile getirmişlerdir.
Devamı…