Muhsin Yazıcı

Roketlere Karşı Üstün Koruyuculu “Kompozit Zırh” Geliştirdi.

 Roketlere Karşı Üstün Koruyuculu “Kompozit Zırh” Geliştirdi.

       Yerli kaynaklarla roketlerin yarattığı tahribatı engelleyen üstün koruyuculu kompozit zırh geliştiren TÜBİTAK, zırhın suikast silahlarına karşı geliştirilmiş bir modelini Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nün kabul ve tören salonunun pencere ve duvarlarına uyguladı.

 

Devamı…

Aile Şiddet ve Çocuk Eğitimi

Aile Şiddet ve Çocuk Eğitimi

Anne Baba Okulu

Aile Çocuk İlişkisiAile, toplumsal yaşamın bir parçası olup, birlikte yaşamanın temellendiği bir kurumdur. İnsan ilişkilerinin şekillenip, sorgulandığı, ailedeki her bireyin bu kurumun bir parçası olduğu ve değişik roller üstlenerek kurumsallaşmaya katkıda bulundukları araştırmalar sonucu ortaya çıkmış bulunmaktadır. Kişilerin bu kurum içinde üstlendikleri roller kendine özgü kişilik ve davranışların gelişmesine neden olur. Bu kişilik ve davranış türlerinin bazıları kalıtsal, bazıları da yaşamdan ve çevreden edinilen alışkanlıklarla ilişkilidir. Aile içindeki roller katı ise dünyayı tek boyutlu gören, kalıplaşmış benlik yapısına sahip insanlar yetişir. Ailedeki roller esnek ise, dünyayı çok boyutta görebilen, hoşgörülü insanlar yetişir. Birey davranışları ile içinde yaşadığı aile ortamını yansıtır. Çocuğun ya da gencin eğitiminde ailenin yerine getirmesi temel değerler vardır.

Bunlar:

a)       Değerli bulunma,

b)       Güven duyma, paylaşma,

c)       Yakınlık ve dayanışma,     

d)       Sorumluluk duyma,  görev alma,

e)       Yaşamla mücadele edebilme duygusu,  

Ailenin sosyo-ekonomik, kültürel yapısı ile aile, kurum ve içindeki ilişkiler, çocuğun kişilik yapısına yansımaktadır. Çocuğun eğitiminde ve sosyalleşmesinde, onun sağlam kişilikli ve olgun davranışlar ortaya koyan bir birey olmasında etkili olmaktadır. Çocuğun kişilik gelişiminde anne ve babaların çocuklara karşı takındıkları olumlu ya da olumsuz tutumlar önemli bir yer tutmaktadır.  

Ayrıca çocuğa toplumsal ilgi göstermek zorundayız. Ailede, anne-babanın yaşamını sürdürmek için çalışmak zorunda olduğu günümüz koşullarında, ailenin çocuklara yönelik ilgisinde bir azalma olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum çocukları içine kapanık, sorunlu ve bencil davranma duygusu içinde yaşama katmaktadır.  

Ülkemizde özellikle kırsal bölgelerde ve büyük kentlerin varoşlarında “otoriter baba” motifi etkindir. Böylesi ailelerin çocuklarının ruhsal gelişmeleri çok sağlıklı olmamaktadır. Hatta yok denecek kadar azdır. Bu aile yapılarında bütün özgürlükler baba için geçerlidir. Ailenin diğer bireyleri babaya itaat etmektedir.  

Anne ve diğer aile bireyleri yoğun baskı altındadır. Aile ise baskılanmanın sonuçlarını bir “kader gibi” benimseyip yaşadığı hak yoksunluğunu şiddet uygulayıp, baskı kurarak çocuklarına yansıtmaktadır.   Suçlu çocuklar üzerinde yapılan istatistiklerde çocuğun suça itilmesinde otoriter babanın ve annenin baskıcı ve katı disiplin anlayışının yansımalarının ortaya çıktığı anlaşılmış ve belgelenmiştir.Aile içinde şiddet, bir terbiye yöntemi olarak algılanmaktadır. Aileler arasında yapılan anketlerde 100 aileden 34’ünde şiddete başvurulduğu görülmektedir. Her iki aileden birinde ise çocuklar dövülmektedir. Küçükken utanca boğulan, aşağılanan, horlanan ve dayak yiyen çocuk, çevresini sürekli denetim altında tutmaya çalışır, kimseye güvenmez, diğer insanlarla sürekli olumsuz ilişkiler içine girer. Dürüst olmaz, sürekli yalan söylemeye yönelir. Aile içi iletişim kaybolur. Şiddeti bir davranış modeli olarak benimser, yetişkinlerden korkarak büyür.  

Oysa çocuklara zaman ayırmak zorundayız. “Elimde değil ne yapayım, sözden anlamıyor” demeye hakkımız olmadığını düşünüyoruz.  

Anne karnında başlayan ailedeki şiddet uygulamasını ortadan kaldırmak için aile içinde özgürce tartışma ve demokratik davranma ile katılımcılık ilkelerini geliştirip yerleştirmek gerekir.  

Dayak ya da değişik şiddet uygulamalarının çocukta ortaya çıkardığı olumsuzluklar:a) Çocukta kişilik ve kimlik kaybı oluyor, güven ortadan kalkıyor.b) Şiddet çocukları tepkisizliğe, yalnızlığa, çaresizliğe, kararsızlığa, güçsüzlüğe, karamsarlığa itiyor.c) Anne–babanın kötülüğüne inanıyor. Sevilmediği hissine kapılıp ruhsal bunalıma düşüyor, depresyon yaşıyor.d) Dayak sonrası çocuklarda uyum bozuklukları, altını ıslatma, kekemelik, parmak emme ve başkaca fiziksel bozukluklar ortaya çıkıyor. 

B- EĞİTİM SİSTEMİ VE ŞİDDET

   İçinde bulunduğumuz eğitim sistemi çocukları ezen, kişiliklerini bozan, kendine güveni, yaratıcılığı yok eden, ağırlıklı olarak olumsuz insanların yetişmesine olanak tanıyan bir sistemdir.    Eğitim sisteminin bir parçası olan öğretmen de bu sistemden etkilenmektedir. Bu çemberi zorlayan, olumsuzluğu en aza indirmeye çalışan öğretmen sayısı oldukça azdır. Eğitim bilincine ulaşmamış, eğitim psikolojisini bilmeyen öğretmenlerin meslekte çok fazla bulunması eğitimde şiddet olgusunu arttırmaktadır. Her dört öğretmenden biri şiddete yönelmekte, her yüz çocuktan dokuz tanesi okulda şiddetle karşılaşmaktadır.   

Ayrıca şiddet içeren değişik cezalandırma yöntemleri ile (saç, kulak çekme, tebeşir, silgi fırlatma, tek ayaküstünde ve çöp sepetinde  bekletme gibi)  çocukların cezalandırıldıklarına tanık olunmaktadır.     Çocukların duygusal ve kişilik gelişiminde okul yaşamının çok önemli etkisi vardır.   

Çocuk okula başladığında okuldaki bütün iletişim ve ilişkilerini aileden getirdiği özelliklere göre düzenler. Okulun ve öğretmenlerin çocuğun ilişkilerinde, kişilik gelişiminde çok önemli etkisi bulunmaktadır. “Dayatmanın” bir model olarak benimsendiği eğitim sistemimizde dayak, baskı, yasak ve ezbercilik bilinçli bir tercih olarak kullanılmaktadır. Böylesi eğitim sistemleri içinde yetiştirilen çocuklarda sağlıklı bir kişilik gelişiminin oluşmasını beklemek sağlıklı olmasa gerek. Aile içinde otokritik, baskıcı ve dayatmacı ilişkileri yaşayan çocuklar okul ortamında da aynı koşullarda karşılaştıklarında duyarsız, kişiliksiz, silik, kendine güven duymayan, karamsar ve saldırgan bireyler olarak yetişmiş olacaklardır.  

Okul eğitimi yasakçı bir anlayıştan uzak olmalıdır. Eğitim, çocukların kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir ortamda yapılmalıdır. Eğitimin temel hedefinin bir iş sahibi olmak, çok para kazanmak ve bireysel yaşamını kurtarmak olmadığı bilinci oluşturulmalıdır. Çocuklarımıza vereceğimiz eğitimde, onların bir iş sahibi olmalarının, para kazanmalarının ve ekonomik yaşamlarını kurtarma fikrinin çok öne çıkarılmaması gerekiyor. Çocuklarımıza sunacağımız eğitim, yaşamın bütün zorluklarına karşı direnebilecek kişilikte insanlar yetiştirmek olmalıdır.

Çocukların ilişkilerinde sevgi duygusunun anlatımı, kavratılması çok önemli bir öğedir. Birey çocukluğunu çocukken yaşamalıdır. Eğitim çocukların en doğal hakkıdır. Bu cezanın uzun vadeli sonucu isyan etme ya da baş eğmedir. Hakkın kullanılması hiçbir biçimde engellenmemelidir. Şiddet ve baskı insanın kişiliğini ve fiziğini bozmaktadır. Fiziksel şiddet, şiddetin bir boyutudur.  

Eğitimi bir terbiye aracı olarak değil, bilim olarak algılamak gerekir. Okullar bireylerin ideallerine ulaşmalarını sağlayan yardımcı kurumlardır. Ayrıca bu idealler arasından seçim yapabileceğimiz bir yer olarak düşünülmelidir. İnsanların dünyaya geldiğinde sevecen, konuşkan, esprili, yaratıcı, korkusuz vb. gibi özelliklere sahip oldukları belirlenmiştir. Çocuğa vereceğimiz eğitim, kendi kişiliğinin gelişmesine saygı duyan, bol seçenekler sunan, bireyin davranışlarını olumlu yönde geliştirmeye açık olan, çocuğu belli kalıplar ve öğrenme modelleri ile sınırlamayan bir tarzda olmalıdır.  

Eğitimde yaygın ve sistematik olarak uygulanan fiziksel ve psikolojik şiddetin dışında başka cezalandırma şekilleri de uygulanmaktadır.Bunlar;

— Öğrenciyi müdüre gönderme,

— Yerdeki çöpleri toplatma, çöp sepetinin başında nöbet tutturma,

— Velilere şikayet,

— Çocukların adını tahtaya yazma,

— Sınıf arkadaşlarının önünde küçük düşürme,

— Dersten atma veya okulda bekletme,

— Köylerde tuvalet temizlettirme, sınıf sobalarını yaktırma,

— Yapamayacağı işleri yapmaya zorlama (odun, kömür taşıma, sınıf temizleme vb. gibi)

MEBin sınav takvimi

      MEB’in sınav takvimi        

       Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) Seviye Belirleme Sınavı, ilköğretim

  ü  6. sınıflar için 13 Haziran 2009,

  ü  7. sınıflar için 7 Haziran 2009 ve

  ü  8. sınıflar için ise 6 Haziran 2009 tarihlerinde yapılacak.

Devamı…

Öğretmenler Günü Ve Hediye – Kendimce Yazılar

 

Öğretmenler Günü Ve Hediye

Öğretmenleri toplum olarak onurlandıralım derken küçük düşürmeye başladık. Sadece nutuklar atarak anacağımızı zannediyoruz. Bu yüzden “Öğretmenler Günü” eğitim emekçilerine acı vermeye başladı.

       Veliler, çocuklarının öğretmene sunacağı hediyenin/hediyelerin peşine düşmeye başladılar. Öğretmene verdikleri değer aldıkları hediye ile ölçülür oldu.

        Öğretmenler bir çanta, bir gömlek, bir kravat vb. hediyelere muhtaç olarak algılanmaya başlandı. Bu da ister istemez öğretmenlerin onurunu zedelemeye başladı. Öğretmenler ve toplum giderek kendine yabancılaşınca bu tür yapay işler eğitim ortamlarını zedeledi.

        Bir mağazada birkaç şey almış kasada sıramı beklerken ödeme yapan bir bayan, çocuğunun öğretmenine hediye olarak aldığı çantanın fiyat etiketininin alınmasını ve hediye paketi halinde paketlenmesini istedi. Kendisine nazikçe, “Öğretmenlerimize bu şekilde davranmasanız daha iyi olur.” dedim. Bana dönerek sinirli bir şekilde “Nasıl davranacağız, iyi bir çanta almaya çalışıyorum. Ben çocuğumun öğretmenine çok değer veriyorum. Siz kendi değerlendirmenizi kendinize saklayın.” dedi.

       Çocuğunun öğretmenine hediye alan o veliye sormak isterdim, öğretmenlerin aldıkları ücretler konusunda yurttaş olarak tepkiniz nedir? Kaç kişilik sınıflarda eğitim veriyorlar? Kendilerini yenilemek için olanaklar sağlanıyor mu? Okulların fiziki ortamındaki eksiklerden haberiniz var mı? Temizlik ve tebeşir parasını toplar hale geldiklerinden haberiniz var mı?

       Başöğretmenimizin bize gösterdiği yoldan asla ayrılmadan gelecek kuşakları yetiştirmenin gururu ve onuru biz öğretmenlere yetecektir

 Muhsin YAZICI / EĞİTİMCİ-Beylikdüzü

 

Dünden Hızlı mısınız?

Dünden Hızlı mısınız?

                   Her sabah bir ceylan uyanır Afrika’ da

                                                                                             Kafasında tek bir düşünce vardır.

Dengeli Beslenme

        DENGELİ BESLENME

       Tüm yiyecek ve içecekler hiçbir şekilde vücudumuz için gerekli bütün maddeleri içermemektedir. Bu nedenle yiyecekleri gruplandırmak ve ona göre hareket etmek gerekir. Yiyecek ve içecekler şu gruplardan oluşmaktadır:

Devamı…